16 Şubat 2010 Salı
Düşsel alkolizm
Rüyamda öylesine akşamdan kalmaydım ki, sabah uyandığımda kendime gelmek için iki bira içmem gerekti.
11 Şubat 2010 Perşembe
21 Haziran 2009 Pazar
Bokunda boncuk aramak?
Bir onceki postadan da anlasilabilecegi gibi Timothy Truman’in Black Lamb serisini okuyordum gecen hafta. 97’de DC Comics’e bagli Helix Comics’ten cikmis 6 sayilik bir mini seri. Hadise gelecekte geciyor. Canavarlar falan var, ama varliklarini insanlardan gizlemeye calisiyorlar. Diziye ismini veren karakter Black Lamb de bu canavarlarin ‘fedaisi’ olan Diarrmaid Donn adli bir nevi uber vampir – malum artik hemen her vampir anlatisi kendi mitlerini yaziyor; Black Lamb evreninde vampirler ölümsüz degil, ancak vampir kani icenler ölümsüz olabiliyor. Diarrmaid de bunlardan biri.
Neyse, asil deginmek istedigim mevzu bu degil. Serinin “They saved Walt Whitman’s Brain” adli dorduncu sayisinda sahane olma kapasitesi olan ve fakat harcanmis bir oyku var. Hikayenin basindaki flashback’te Walt Whitman’in olumunun ardindan beyninin incelenmek uzere muhafaza edildigini, fakat beyni inceleyecek bilim adaminin muhafazayi elinden kazara dusurdugunu ve ardindan parcalanan beyni kanalizasyona bosalttigini goruyoruz. O esnada, “re-animator” tarzi baska bir olay vuku buluyor. Olu bedenleri canlandirmaya calisan bir bilim adami, kizgin bir kalabalik tarafindan taciz edilince, elindeki tum taze vucut parcalarini, ve kimyasal maddeleri kanalizasyona dokuyor. Orada olanlar oluyor, ve gelecekte, Diarrmaid’in dunyasinda, kanalizasyonlarda dolasan, devasa, sakalli bir yaratik goruyoruz ve hic konusmasa da “onda bir sair ruhu” oldugunu ogreniyoruz. Maalesef Walt Whitman yaratiginin pek fazla bir rolu yok bu hikayede.
Bu oykuyu okuyunca, populer tahayyulde kanalizasyonun bir nevi donusturucu mekan islevi
gordugu fikri canlandi kafamda. Ninja Kamplumbagalar kanalizasyonda mutasyona ugruyorlar ornegin. Onlarin durumunda da, Walt Whitman canavarinda da ortada mutasyonu saglayan baska maddeler var, ama ‘sihir’ kanalizasyonun bulanik sularinda gerceklesiyor. Bok, adeta mutasyonu saglayan karisimin bir parcasi oluyor. Daha pek cok ornek var aslinda. Batman Returns’un basinda, henuz bir bebek olan Penguen’in kanalizasyonda ailesi haline gelecek penguenlere dogru yuzusunu goruyoruz. Dogustan farkli olsa da, kanalizasyon baska tur bir donusumun, toplumsal bir donusumun mekani oluyor onun icin.
Ayrica anamaddeleri butunuyle bok olan yaratiklar da vardir populer metinlerde. Kevin Smith’in Dogma filminde Golgothan adli bir bok zebanisi boy gosterir ornegin. Mark Millar’in cizgi roman serisi Wanted’da (Angelina Jolie’li filmini de yaptilar biliyorsunuz, tabii o cizgi romandan cok daha farkliydi), Shithead adli bir karakter vardir. Rivayete gore, dunyanin gelmis gecmis en seytani 666 adaminin boklarinin vucut bulmus ve canlanmis halidir. Bedenini istedigi zaman tas gibi sertlestirip, istedigi zaman ishal kivamina getirebilmek gibi bir yetenegi vardir.
Bunlar kurmaca ornekler – bir de cesitli sehir efsaneleri var kanalizasyonlarla ilgili. Ornegin New York kanalizasyonun mutant timsahlarla dolu oldugu soylenir. Tuvaletten sifonla gonderilen yavru timsahlar kanalizasyonda baskalasim gecirir, devlesirler, derilerinin rengi degisir ve saire.
Insanoglunun bokuyla ilginc bir iliskisi var, malum. Belli bir yastan sonra gozumuzun onunde olsun istemiyoruz pek (Zizek’in ilginc bir teorisi vardir bu durumla ilgili, cesitli milletlerin klozet yapilarindan, bokun sifon edilis sekillerinden ideoloji cozumlemesine girisir). Fakat ote yandan bok boylesine bir gizem kaynagina, buyulu bir seye de donusebiliyor. Kerametli bir sey oluyor dupeduz. Hayat veriyor, donusturuyor, vucut buluyor… Bakthin’in Rabelais’yi okurken gordugu turden bir grotesk gercekcilik var bu hikayelerde ve mitlerde.
Neyse, asil deginmek istedigim mevzu bu degil. Serinin “They saved Walt Whitman’s Brain” adli dorduncu sayisinda sahane olma kapasitesi olan ve fakat harcanmis bir oyku var. Hikayenin basindaki flashback’te Walt Whitman’in olumunun ardindan beyninin incelenmek uzere muhafaza edildigini, fakat beyni inceleyecek bilim adaminin muhafazayi elinden kazara dusurdugunu ve ardindan parcalanan beyni kanalizasyona bosalttigini goruyoruz. O esnada, “re-animator” tarzi baska bir olay vuku buluyor. Olu bedenleri canlandirmaya calisan bir bilim adami, kizgin bir kalabalik tarafindan taciz edilince, elindeki tum taze vucut parcalarini, ve kimyasal maddeleri kanalizasyona dokuyor. Orada olanlar oluyor, ve gelecekte, Diarrmaid’in dunyasinda, kanalizasyonlarda dolasan, devasa, sakalli bir yaratik goruyoruz ve hic konusmasa da “onda bir sair ruhu” oldugunu ogreniyoruz. Maalesef Walt Whitman yaratiginin pek fazla bir rolu yok bu hikayede.Bu oykuyu okuyunca, populer tahayyulde kanalizasyonun bir nevi donusturucu mekan islevi
gordugu fikri canlandi kafamda. Ninja Kamplumbagalar kanalizasyonda mutasyona ugruyorlar ornegin. Onlarin durumunda da, Walt Whitman canavarinda da ortada mutasyonu saglayan baska maddeler var, ama ‘sihir’ kanalizasyonun bulanik sularinda gerceklesiyor. Bok, adeta mutasyonu saglayan karisimin bir parcasi oluyor. Daha pek cok ornek var aslinda. Batman Returns’un basinda, henuz bir bebek olan Penguen’in kanalizasyonda ailesi haline gelecek penguenlere dogru yuzusunu goruyoruz. Dogustan farkli olsa da, kanalizasyon baska tur bir donusumun, toplumsal bir donusumun mekani oluyor onun icin.
Ayrica anamaddeleri butunuyle bok olan yaratiklar da vardir populer metinlerde. Kevin Smith’in Dogma filminde Golgothan adli bir bok zebanisi boy gosterir ornegin. Mark Millar’in cizgi roman serisi Wanted’da (Angelina Jolie’li filmini de yaptilar biliyorsunuz, tabii o cizgi romandan cok daha farkliydi), Shithead adli bir karakter vardir. Rivayete gore, dunyanin gelmis gecmis en seytani 666 adaminin boklarinin vucut bulmus ve canlanmis halidir. Bedenini istedigi zaman tas gibi sertlestirip, istedigi zaman ishal kivamina getirebilmek gibi bir yetenegi vardir.Bunlar kurmaca ornekler – bir de cesitli sehir efsaneleri var kanalizasyonlarla ilgili. Ornegin New York kanalizasyonun mutant timsahlarla dolu oldugu soylenir. Tuvaletten sifonla gonderilen yavru timsahlar kanalizasyonda baskalasim gecirir, devlesirler, derilerinin rengi degisir ve saire.
Insanoglunun bokuyla ilginc bir iliskisi var, malum. Belli bir yastan sonra gozumuzun onunde olsun istemiyoruz pek (Zizek’in ilginc bir teorisi vardir bu durumla ilgili, cesitli milletlerin klozet yapilarindan, bokun sifon edilis sekillerinden ideoloji cozumlemesine girisir). Fakat ote yandan bok boylesine bir gizem kaynagina, buyulu bir seye de donusebiliyor. Kerametli bir sey oluyor dupeduz. Hayat veriyor, donusturuyor, vucut buluyor… Bakthin’in Rabelais’yi okurken gordugu turden bir grotesk gercekcilik var bu hikayelerde ve mitlerde.
9 Haziran 2009 Salı
27 Mayıs 2009 Çarşamba
The Slide Guitar Understands Your Trouble
DBC Pierre’in Vernon God Little’ini okuyordum. Guzel bir kara mizah ornegi, Amerikan toplumunun ve bilhassa Teksas ahalisinin hicvi. Teksas’in barbeku sosu baskenti Martirio’da gecen modern bir yanlisliklar komedyasi. Kitabi, bas karakteri Vernon Gregory Little’in ic sesinden takip ediyoruz ve kendisi 15 yasin verdigi bilgelikle bize hayat, kadinlar ve her sey hakkinda dusuncelerini anlatiyor.Buyrun, basi belada olan ve cd’lerinden bazilarini satarak Meksika’ya kacmaya niyetlenen Vernon’dan biraz muzik felsefesi:
“Music’s a crazy thing when you think about it. Interesting how I decided which discs not to pawn. I could’ve kept some party music, but that would’ve just tried to boost me up, all this thin kind of ‘Tss-tss-tss’ music. You get all boosted up, convinced you’re going to win in life, then the song’s over and you discover you fucken lost. That’s why you end up playing those songs over and over, in case you didn’t know. Cream pie, boy. I could’ve kept back some heavy metal too, but that’s likely to drive me to fucken suicide. What I need is some Eminem, some angry poetry, but you can’t buy that stuff in Martirio. Like it was an animal sex doll or something, you can’t buy angry poetry. When you say gangsta around here, they still think of Bonnie & Fucken Clyde. Nah, guess what: I ended up keeping my ole Country albums. Waylon Jennings, Willie Nelson, Johnny Paycheck – even my daddy’s ole Hank Williams compilation. I kept them because those boys have seen some shit – hell, all they sing about is the shit they’ve seen; you just know they woke up plenty of times on a wooden floor somewhere, with ninety flavors of trouble riding on their ass. The slide-guitar understands your trouble. Then all you need is the beer.”
24 Mayıs 2009 Pazar
Klöb! - “Cok eskiden hazmolunacaktik!”

Hava kapali ve oturmus Vesikali Yarim’i seyrediyorum. Halil, gecenin kor karanliginda, Beyoglu’nun arka sokaklarinda, Sabiha’sina yuruyor, yahut Sabiha’sindan gidiyor. Sol ustte isikli bir levha. “Klöb” diyor, neon neon, frankofon bir zerafet icinde. Fakat bende tedirginlik uyandiriyor daha cok. Yanip sonusundeki ritm nabiz gibi – Klöb.. Klöb.. Klöb - , fonik aura’si tum o arka sokagi, hatta tum Beyoglu’nu yutacak jole kivaminda bir yaratikla akraba – adeta “Blob”! Bilincsiz kutlesi bu sehri, bu aski, bu acilari yutup bunyesinde eritecek, ve hiclik olacak artik
sadece. Sadece hiclik...
“Cok eskiden hazmolunacaktik!”
22 Mayıs 2009 Cuma
Çık Çık Bum! yahut "yar bana bir eğlence medet"
Tam da bu hafta ogrencilerle wogsploitation uzerine konusuyorduk ki, bu videoya denk geldim.
Efendim, malumunuz, wog anglo sahislarin etnik stereotiplestirme politikalarinin urunu bir terim. Avustralya’da daha ziyade Akdeniz, Dogu Avrupa ya da Orta Dogu kokenli gocmenleri tanimlamak icin kullaniliyor. Geldigimiz cografya itibariyle biz cifte kavrulmus wog sayilabiliriz yani. Bu da bir nevi “nigga” gibi, beyazlar size wog derse ayrimci/irkci olarak damgalaniyorlar, ama siz kendinizi “proudly wog” olarak tanimlayabilirsiniz. Nick Giannopoulos 2000 tarihli Wog Boy’u yazip basrolunde oynadigindan beri boyle bu. Wogsploitation meselesi de boyle basliyor zaten. Wog’lar tarafindan wog’lar icin, wog’larla dalga gecen filmler ve diziler silsilesi. Amerika’da buna kosut ve bilinen bir ornek, My Big Fat Greek Wedding. Avustralya’da televizyon dizisi Pizza ve akabinde film uyarlamasi Fat Pizza buna ornek gosterilebilir. Etnik stereotiplestirme, bedensel mizah, karnavalesk tavir, maskulen ve seksist karakterler girla gidiyor. Ama wog’lar kendileriyle dalga gectikleri icin problem yok.
Bu 19 yasindaki kizcagizin yaptigi bir sorun teskil ediyor iste. Politik dogruluktan uzak, irkci ve siddete duyarsizlasmis bir demec veriyor. Bir de ustune internet selebritisi oluyor.
Mevzu su, gecen haftasonu cumartesiyi pazara baglayan gecenin ilerleyen saatlerinde, guzide semt Kings Cross’da iki el silah patliyor. Justin Kallu adli bir genc bacagindan vuruluyor. Televizyon kameralari gorgu taniklarinin ifadelerini dinlerken. Clare Werbeloff, wog aksani oldugunu dusundugu bir aksanla sunlari soyluyor: "There were these two wogs fighting. The fatter wog said to the skinnier wog: 'Oi bro, you slept with my cousin, eh'. And the other one said: 'Nah man, I didn't for shit, eh' and the other one goes: 'I will call on my fully sick boys, eh'. And then pulled out a gun and went chk-chk boom!" hele bir de arkada "it was awesome" diyen baska bir model daha var, ona hic girmeyeyim.
Burada da web iki nokta sifirin baska bir guzelligi olan appropriation devreye girmis.
Bu biraz da gectigimiz seneki Corey Delaney vukuatini hatirlatiyor. Ya cok salak ya cok akilli oldugunu dusundurten bir genc televizyonda verdigi sacma demecler sayesinde meshur oluyor. Daha gecen pazar olan bu olayin ardindan, Werbeloff’un demeci internet uzerinden alabileceginiz tisortleri susluyor.
Andy Warhol’un kehanetinin gerceklesmesine bir baska ornek daha iste.
Efendim, malumunuz, wog anglo sahislarin etnik stereotiplestirme politikalarinin urunu bir terim. Avustralya’da daha ziyade Akdeniz, Dogu Avrupa ya da Orta Dogu kokenli gocmenleri tanimlamak icin kullaniliyor. Geldigimiz cografya itibariyle biz cifte kavrulmus wog sayilabiliriz yani. Bu da bir nevi “nigga” gibi, beyazlar size wog derse ayrimci/irkci olarak damgalaniyorlar, ama siz kendinizi “proudly wog” olarak tanimlayabilirsiniz. Nick Giannopoulos 2000 tarihli Wog Boy’u yazip basrolunde oynadigindan beri boyle bu. Wogsploitation meselesi de boyle basliyor zaten. Wog’lar tarafindan wog’lar icin, wog’larla dalga gecen filmler ve diziler silsilesi. Amerika’da buna kosut ve bilinen bir ornek, My Big Fat Greek Wedding. Avustralya’da televizyon dizisi Pizza ve akabinde film uyarlamasi Fat Pizza buna ornek gosterilebilir. Etnik stereotiplestirme, bedensel mizah, karnavalesk tavir, maskulen ve seksist karakterler girla gidiyor. Ama wog’lar kendileriyle dalga gectikleri icin problem yok.
Bu 19 yasindaki kizcagizin yaptigi bir sorun teskil ediyor iste. Politik dogruluktan uzak, irkci ve siddete duyarsizlasmis bir demec veriyor. Bir de ustune internet selebritisi oluyor.
Mevzu su, gecen haftasonu cumartesiyi pazara baglayan gecenin ilerleyen saatlerinde, guzide semt Kings Cross’da iki el silah patliyor. Justin Kallu adli bir genc bacagindan vuruluyor. Televizyon kameralari gorgu taniklarinin ifadelerini dinlerken. Clare Werbeloff, wog aksani oldugunu dusundugu bir aksanla sunlari soyluyor: "There were these two wogs fighting. The fatter wog said to the skinnier wog: 'Oi bro, you slept with my cousin, eh'. And the other one said: 'Nah man, I didn't for shit, eh' and the other one goes: 'I will call on my fully sick boys, eh'. And then pulled out a gun and went chk-chk boom!" hele bir de arkada "it was awesome" diyen baska bir model daha var, ona hic girmeyeyim.
Burada da web iki nokta sifirin baska bir guzelligi olan appropriation devreye girmis.
Bu biraz da gectigimiz seneki Corey Delaney vukuatini hatirlatiyor. Ya cok salak ya cok akilli oldugunu dusundurten bir genc televizyonda verdigi sacma demecler sayesinde meshur oluyor. Daha gecen pazar olan bu olayin ardindan, Werbeloff’un demeci internet uzerinden alabileceginiz tisortleri susluyor.
Andy Warhol’un kehanetinin gerceklesmesine bir baska ornek daha iste.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

